6a4f86c27c43e629aa255695

Hatay’ın kalbi Antakya’nın tam merkezinde, depremlerin yarattığı yıkımın gölgesine rağmen umut ışığını tıpkısı olan 53 yaşındaki Mustafa Gezer, dedesi ve babasından devraldığı semercilik mesleğini sürdürüyor. Şehrin yeniden yapılanma süreci kapsamında prefabrik çarşıya kurduğu yeni atölyesinde geleneksel yöntemlerle kumaş işleyen Gezer, modern dünyanın hızına ayak uydurmak yerine kendi köklerine sadık kalıyor. Depremin ardından başlayan inşaat faaliyetleri ve geçici barınma merkezlerindeki yoğunlukta dahi mesleğini bırakmamak için mücadele eden usta elinin inceliğiyle kumaşı işleyerek hem geçimini sağlıyor hem de bu sanatı yaşatmaya çalışıyor.

Semercilik, Anadolu’nun birçok yerinde yüzyıllardır devam etmiş ancak son yıllarda makinenin yükselişi ve geleneksel doku üretim yöntemlerinin azalmasıyla birlikte mesleğin icra eden sayısı ciddi oranda düşmüş durumda. Antakya’da da durum benzer bir tabloyu yansıtıyor; eski ustaların yerini genç nesre bırakmak yerine, bu sanatı miras olarak aldıkları için sürdürdükleri Gezer gibi nadir bulgular dikkat çekiyor. Babası ve dedesiyle birlikte 3 kuşuk boyunca aynı işi yapan ailenin marifetli elinin son temsilcisi olması, mesleğin nesilden nesile aktarılmasındaki zorlukları somut bir şekilde ortaya koyuyor.

Uzmanlar, geleneksel doku üretimlerinin sadece ekonomik değeri açısından değil, kültürel mirasın canlı tutulması açısından da büyük önem taşıdığını vurgulamıyor. Semercilik teknikleri, el emeği ve sabır gerektiren bu süreçte üretilen ürünlerin kalitesi ile makinede üretilene kıyasla çok daha değerli bulunuyor. Hatay’daki deprem felaketinin ardından birçok esnafın mesleğini değiştirmesi veya işini tamamen bırakması gibi bir durum yaşanırken, Gezer’in bu kararlılığı toplumun dikkatini çekiyor. Kültürel mirasımızı korumak için ne kadar çaba sarf edildiği ve hangi ailelerin hala bu sanatı yaşattığı konusunda farkındalık yaratmak gerekiyor.

Gezer, ‘Ben başka iş yapamam, bu kokuyu duymazsam yatamam’ diyerek mesleğine olan bağlılığını açık bir dille ifade ediyor. Bu sözler aslında sadece kişisel bir tutkudan ibaret değil; aynı zamanda nesillerden beri sürdürülen geleneklerin bugünlere gelmesinin zorlu yolculuğunu anlatıyor. Çarşıdaki prefabrik atölyesinde çalışırken hem depremzedelere yardım eden hem de kendi işini sürdüren Gezer, bu durumun bir tesadüf olmadığını vurguluyor. Mesleğini sevmemesi halinde bile olsa birçok insanın bunu tercih edeceği ancak ailevi bağ ve miras bilinciyle devam ettiren少数 grupların değerinin farkında olunduğunu belirtiyor.

Antakya’da yaşayan son temsilcilerden biri olarak Gezer’in hikayesi, sadece bir kişinin değil tüm toplumun kültürel hafızasıyla ilgili önemli bir meseleyi ortaya koyuyor. Deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde geleneksel sanatların kaybolmaması için toplumsal duyarlılığın artırılması ve bu alanlarda çalışanlara destek verilmesi gerekiyor. Gezer’in yaşadığı mücadele, diğer meslek grupları için de ilham verici bir örnek olarak gösteriliyor. Geleneklerimizle özdeşleşmiş bu tür hayat hikayeleri sayesinde gelecekte nesillerin kendi köklerini daha iyi tanıyacağı umuluyor ve böylelikle kültürel zenginliğimizin korunması sağlanacak.

Kaynak: Hürriyet – Anasayfa | Orijinal haber

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir